İletişim

‘Doğum Şekli Tercihinin Multidisipliner İrdelenmesi Çalıştayı’ Açılış Programı Konuşması

Değerli Hanımefendiler, Beyefendiler,

Kıymetli Bilim İnsanları;

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum. Bu önemli toplantının hayırlara vesile olmasını diliyorum. Katkı veren hocalarımıza kalbi şükranlarımı sunuyorum. Zira, son derece önemli bir konuyu gündeme getirdiniz. Herşeyin sentetik hale geldiği bir zamanda, gittikçe doğallıktan uzaklaştığımız bir konuda, toplumu aydınlatma gayretindesiniz. Hepinize müteşekkiriz.

Eşref-i mahlukat olan insanın doğumu, kuşkusuz tüm yönleriyle ele alınması gereken bir konudur. Ruh ve beden sağlığı yerinde insanlardan oluşan bir toplum, herşeyin başıdır. Bunun için yapmamız gereken şey, hayat yolculuğuna ilk adımını atan bir evladın, dünyaya gelişine layıkıyla hazırlanmaktır.

Doğum, dünyanın en büyük mucizesidir. Bu mucizeyi yaşamak, her kadının arzusudur. Bilimsel gelişmeler, bize bu mucizenin bilinmeyen yönlerini de öğretmektedir. Doğum sürecinde, anne ve çocuk arasında çok özel bir bağın tesis edildiği biliniyor. Fakat ne yazık ki, son yıllarda bu süreç çeşitli müdahalelerin konusu haline gelmiştir. Bir hayat kurtarma ameliyatı olarak bilinen sezaryen, artık tercih edilebilir bir doğum şeklini almıştır. Oysa aslolan, müdahalesiz normal doğumdur.

Sezaryen, zorunlu sebeplerle ve doğru zamanda yapıldığında elbette hayat kurtarıcıdır. Fakat ne yazık ki, ülkemizde bu sınırlar aşılmıştır. Şu anda Türkiye’de sezaryen doğum oranı, %53 olarak ifade edilmektedir. Her ne kadar bireysel ve sosyal durumlara bağlı olsa da, Dünya Sağlık Örgütü % 15 rakamını, makul sezaryen oranı olarak açıklamıştır.

Düşünebiliyor musunuz? Ülkemizde her iki çocuktan birisi sezaryen ile dünyaya geliyor. Oysa şartlar elveriyorsa, normal doğum, bebek için en iyi sağlık güvencesidir. Sayısız faydaları vardır. Anne sütünün gelmesini sağlayan hormonal yapıyı tetikler mesela. Uzmanlar, normal doğum ve anne sütünün, hayat boyu sağlık rotamızı belirlediğini söylüyor.

O halde, neden çocuklarımızı hayata yenilgiyle başlatıyoruz? Kadınlarımızı normal doğum mucizesini yaşamaktan, çocuklarımızı da yaşam boyu sağlıklarını etkileyecek faydalardan mahrum ediyoruz? Ne yazık ki, sezaryen, pratik, çabuk ve ağrısız bir doğum şekli olarak tanıtılmaktadır. Elbette bu, kadınlarımıza görünüşte daha konforlu, planlanabilir bir imkan gibi gelebilir. Fakat zaruret olmadıkça bu tercihler bize daha büyük bedeller ödetmektedir.

Bu konuda çok yönlü bir bilinç devrimine ihtiyacımız var. Ülke olarak nüfusumuz artıyor, eğitim düzeyimiz yükseliyor, yaşam süremiz uzuyor. Buna karşılık, gelişmiş ülkelerde eğitim seviyesi arttıkça, normal doğum tercih edilirken, bizde durum tersine gidiyor. Türkiye’de %53 olan sezaryen oranı, Fransa’da %20’lerde, Hollanda’da %15’ler civarındadır. Ülkemizde normal doğum oranlarını bu seviyelere çekebilmek için bu ülkelerdeki doğum öğretilerini, hekim yaklaşımını, hasta bilincini araştırmalıyız.

Sağlıklı nesiller için, bu yanlış gidişata dur dememiz lazım. Kadınlarımıza güven ve cesaret verecek bir hasta-doktor ilişkisini tesis etmek, ebelik sistemini bilimsel çerçevede yeniden değerlendirmek gerek. Hastane ortamlarını stresten uzak düzenleyerek, kadınlarımıza güzel doğum deneyimleri yaşatmak da son derece önemlidir. Keza, medyamızın da bu gerçekleri dile getirme noktasında işbirliği içinde olması gerek.

Çok şükür ki, devletimiz bu alanda önemli adımlar atıyor. 2004 ve sonrasında ‘sağlıkta dönüşüm’ programı çerçevesinde sağlık sektöründe büyük reformlar gerçekleştirdi. Sağlık Bakanlığımız, özellikle doğum konusunda 2008 yılından itibaren ciddi takipler yapıyor. Hastane doğumlarını artırmak, sezaryen oranlarını düşürmek ve anne sağlığını korumak amacıyla, kamu, üniversite ve özel sağlık kuruluşlarının sezaryen oranlarını takip ediyor.

Ülkemizde bu anlamda çok güzel örnekler olduğunu biliyoruz. Bugün burada üstün hizmet plaketi alacak bazı sağlık profesyonellerimiz var. Yıllık doğum sayısı, 4500 üzeri olan hastanelerden, sezaryen oranı en düşük olan 9 devlet hastanemizin, doğumhane klinik şefi ebelerine ve gebe okulu sorumlularına az sonra plaketlerini takdim edeceğiz. Bilinçli yaklaşımları, gayretleri nedeniyle kendilerini şimdiden tebrik ediyorum. Diğer sağlık kuruluşlarımıza örnek olmalarını diliyorum.

Öte yandan bu hastanelerimizde, bizim misafir addettiğimiz çok sayıda Suriyeli kadının da doğumlarını gerçekleştirdiklerini biliyorum. İnsanlığa olan hizmetlerini bu şekilde taçlandırdıkları için kendilerini ayrıca tebrik ediyorum.

Değerli Katılımcılar;

Sizlerin çok iyi bildiği gibi, yeni doğan bir yavrunun ilk ihtiyacı, annesinin sıcaklığı ve kokusudur. Emzirme dönemi ise, bu süreci çok daha besler, geliştirir. Evlatlarımızı bu faydadan da mahrum etmeyelim. Anne sütünün zenginliğini başka hiçbir besin veremez. Sanayi toplumunun şartlarına yenik düşmeyecek, insani modeller geliştirelim.

Biliyorsunuz, devletimiz, çalışan kadınlarımız için çok önemli düzenlemeler yaptı. Doğum ve süt izni, esnek çalışma saatleri, kreş imkanları, evlat sahibi olan kadınlarımızın hayatını büyük ölçüde kolaylaştırdı. Doğal yaşam tercihleri konusunda toplumsal algıları dönüştürecek bir seferberlik yaparak özümüze dönmeliyiz. Ve bu seferberliği doğum şeklinden başlatmalıyız.

Toplumumuzun sizlerin rehberliğine ihtiyacı var. Bilim insanları olarak, kadınlarımıza, sezaryenin bir talep konusu değil, zorunluluk gereği olabileceğini lütfen anlatın. Suda doğum, nefes egzersizleri, akupunktur gibi doğumu kolaylaştıran uygulamalarla onları doğal yöntemler konusunda cesaretlendirin. Bu noktada, kamu, üniversite ve özel hastanelerimizin işbirliği çok önemli. Aynı şekilde, sağlık, eğitim, psikoloji, iletişim, teknoloji gibi alanların etkileşimi, konuyu bütüncül şekilde görmemizi sağlar. İnşallah bu çalıştay da, bu yaklaşımı güçlendirecek, yaygınlaştıracak sonuçlar doğurur. Buna gönülden inanıyorum.

Kadınlarımızın müdahalesiz doğum konusundaki korkularını gidermek, siz sağlık profesyonellerinin çabasıyla mümkündür. Sizlerin vereceği sevgi ve güven, geleceğimizin teminatıdır. Çocuğumuza vereceğimiz en güzel hediye, çocukluk ve yetişkinlik döneminde sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlayacak ideal doğum şartlarını tesis etmektir.

Geçtiğimiz aylarda yine Ankara’da düzenlenen bir toplantıda kendisine gayretleri nedeniyle teşekkür etme imkanı bulduğum, dünyaca ünlü doğum uzmanı Michel Odent, doğum şeklinin ve ortamının medeniyeti şekillendirdiğini söylüyor. Bu, gerçekten üzerinde çokça düşünmemiz gereken bir cümledir. Doğum anının, kadınlara sunduğu bilgelik, yaşam boyu yolumuzu aydınlatır.

Evlat sahibi olmak isteyen tüm genç kadınlarımızın, bu tecrübeyi en güzel şekilde yaşamalarını diliyorum. Sağlık Bakanlığımıza, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığına ve insanlığın geleceği adına alın teri döken tüm sağlık çalışanlarına, gayretleri nedeniyle teşekkür ediyorum. Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyorum.